demre

LİKYA YOLUNDA 1 HAFTA – 4.GÜN SIMENA – ÇAKIL PLAJI – DEMRE

SIMENA – ÇAKIL PLAJI – DEMRE

Herkese merhabalar ;

Bugünkü yazımda Likya yolunda 1 hafta serisinin, 4.gününü paylaşacağım sizlerle. Belki de yürüyüşün en şanssız günüydü. Önceki yazımda anlattığım gibi Kaleköy civarındaki nekropolün (antik kaya mezarlarının) yakınlarına çadır atmıştık. Kaleköy zirve de manzara muhteşem ve dört tarafı da rahatlıkla görebiliyorsunuz. Orda güzel bir günbatımından sonra güzel bir zeytin ağacının altına çadırı kurduk. Kara bulutlar yağmurun habercisiydi ve çadırı yağmurda hiç kullanmamıştım. Gece başlayan yağmur, sabah 11’e kadar devam etti ve normal olarak çadırdan dışarı çıkamadık. Çadır su geçirmedi sadece biraz nemlendi. # Bu gibi yağışlı durumlarda, eğimli bir arazide çadır kurmanız, ne kadar rahat edemesiniz de, çadırın alttan su almasını engelleyebilir. #  Yağmurun dinmesini beklemeden, çadırın içinde kamp ocağını kullanarak, hazır noodlelardan yaparak, açlığımızı giderdik ve yavaşça çadırın fermuarını açtım. Yağmur, toprak, ağaç, deniz ne kadar güzel şey varsa kokuyordu buram buram. Hemen güzel bir kahve hazırladım ve çadırın girişine uzanarak, anın tadını çıkardım. Saat 11 gibi yağmur durdu ancak güneş yüzünü göstermiyordu ve yeniden yağmur yağacağının habercisiydi. Çadırı toplayıp, yola devam ettik.

KAYGAN ZEMİN

Tabi her yer çamurdu ve kayalar çok kaygandı. Ayakkabı cidden farketmiyor. Su, toprak ve taş bir araya geldiğinde, kaymamanız içten değil. 2-3 defa düştüm ve en kötüsü sonuncusuydu. Düşerken, dizimi keskin bir kayaya çarptım. Kesik, fazla değildi ancak ezilme ve morarma vardı. Ağrısı çoktu ancak yola devam etmekten başka çaremiz yoktu. Böyle şeyler her an başınıza gelebilir ama özellikle çamurlu zeminde yürürken, çok dikkat etmek gerek. Dizimin ağrısıyla ve yağmurun geleceğini bildiğimden, biraz vitesi arttırdım ve yürüyüş arkadaşım Serkan da hızıma ayak uydurdu. Yaklaşık 1.30 saat durmadan yürüdük. Birden çok seranın bulunduğu Kapaklı köyünü gördük. Yol köyün içine uğramadan devam ediyor. Acıkmıştık, bir ağacın altına oturarak, birşeyler atıştırmaya başladık. Derken ilk damlanın düşmesiyle beraber muazzam bir sağanak yağış başladı. Ben hemen pançoyu çıkardım ve kendimle beraber iki çantanın üstünü örttüm. Serkan’ın kaçacak bir yeri yoktu. Üstündeki yağmurlukta su geçirmeye başlayınca, baştan aşağı sırılsıklam oldu. Ben sadece çantaları ve kendimi koruyabilmiştim 🙂

BATONLARIN HALİ

Bulutlar yavaşça dağılmaya başlamıştı. Bizde yola koyulduk. Amacımız rotayı bir an önce bitirerek, çadırın içine girmek ve ısınmaktı. Rota keyifli olmaktan çıktı. Kaygan taşlar, gittikçe daralan patika ve dizlerimizi sürttüğümüz keskin çalılar.  Ve ardından, bu çalıların pançomu yırtması 🙂 Her neyse açılan havanın biraz da modumuzu düzeltmesiyle, Çakıl plajına vardık. Denize atlayasım geldi fakat hava kararıyordu. Plajda irili ufaklı, birbirinden güzel bembeyaz çakıllar vardı.

Aslında çakıl plajında kamp atabilirdik ancak bize biraz ürkütücü geldi. # Sizlere tavsiyem, içinize sinmeyen yere zorunda olmadıkça çadır atmayın. Gece en ufak ses duyduğunuzda, bütün geceniz heba olur. Uyuyamazsınız. # Patika, çakıl plajı sağımızda, yavaşça, kıyıya paralel olarak yükseliyordu. Yağmur, çamur ve patika yıpratmıştı bizi. Durmadan yola devam ettik ve sonunda Demre plajını gördük ancak denize akan bir çay, yolu kapatmıştı, karşımızda geçmemiz gereken derme çatma ve birazda yan dönmüş köprü vardı. Planımız köprüyü geçip, plaja çadır atmaktı. Köprüyü ilk geçen ben oldum ancak yarıda ayağım kaydı. Az daha suya düşüyordum. Plajda biraz ilerleyerek, bir kum tepesinin ardına güzelce yerleştik. Hava soğumuştu. Ayakkabılarımızı çıkartıp, biraz kıyıda yürüdük ve rahatladık. Daha sonra uyumak üzere çadıra girdik. Bir süre çadırı açık tuttum çünkü karşımda şu manzara vardı…

baturalpaktepe

About the author

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir