Likya Yolunda 1 HAFTA 6.GÜNMÜŞ GİBİ DEMRE – FİNİKE – KUMLUCA – KARAÖZ

6.GÜNMÜŞ GİBİ

Herkese selamlar,

Bugünki yazıma hatıralarımda kalanlarla devam edeceğim. Öncelikle neden 6.günmüş gibi? Onu açıklayayım. Bütün günümüz otobüste ve daha sonra da rotayı aramakla geçti. Serinin bizi en bunaltan günü, 6.gündü. Daha önce anlattığım gibi, sadece Likya yolu kitabını kullanarak, yolu yürüme hedefim vardı çünkü kitapta anlatılanlar ile, o an gördüğünün uyuşması, en keyifli anlardır. Dersiniz ; İşte rotayı buldum. Buralardan birileri geçmiş. Benim gördüklerimi görmüş. Benim düşündüklerime, benzer şeyler düşünmüş.

TATSIZ BAŞLANGIÇ

Sabah 8 gibi Demre’de otelde uyandık. Yıkadığımız çamaşırları topladık ve yola koyulduk. Anayoldan, Beymelek beldesine kadar yürüdük. 2-3 saat otostop çekmeye çalıştık ancak kimsecikler durmadı. Zaten zaman kaybetmiştik ve kitabın haritasında, yol Finike şehir merkezinden geçiyordu. Dedik bir haftaya yakın dağlardayız, hiç kendimizi şehre atmayalım. Çevirdik Batı Antalya otobüsünü, indik Finike otogarda. Ordan da Kumluca’ya giden minibüse binerek, Kumluca yol ayrımında, Mavikent tarafında bir yerlerde indik. Önceliğimiz sahile varmaktı. Vardık varmasına, 2 saat sonunda. Ancak bizi bir sürpriz bekliyordu. Sahilin bir yakasından, diğer yakasına geçişi, bir nehir ağzı kapatıyordu. Çevre civarda da köprü gözükmüyordu. Tekrar içerilere doğru kıvrıldık. Sitelerin arasından geçerken, artık sezonun bittiği, yazlıkçıların evlerine döndüğü anlaşılıyordu. Etraftaki birçok başıboş köpek saldırısını atlatarak ve aynı zamanda 1 saatimizi kaybederek, köprüye ulaştık. Mavikent kasabasının içindeydik artık.

KARAÖZ TABELASI

Yaklaşık yarım gündür görmediğimiz Likya yolu işaretlerini Mavikentin sonunda, Karaöz tabelasının yakınında bulunca rahatladık. Sağ tarafımızdaki muazzam manzara, bize ertesi günlerin ne kadar güzel olacağını anlatıyordu. Günbatımıyla beraber, insanlardan uzaklaşmak iyi gelmişti. Aynı zamanda, asfalt yolda yürümemize rağmen, hafiften bitki örtüsü değişmeye başlamış, makiler, kendini iğne yapraklı ağaçlara bırakmıştı. Hava kararmaya yakın, üst üste iki tane Kumluca belediyesine bağlı piknik alanı geçtik. Kamp yasak tabelaları vardı. Devam ettik ve hava kararmaya yakın bir piknik alanı daha göründü gözümüze. Devam edemezdik, hava kararmıştı ve asfalt yol bitmiyordu. İndik aşağıya, kimsecikler yoktu. Denize yakın bir yamaca, arkamızı kayalıklara vererek, çadırımızı kurduk. Belki de yürüyüşün en zor günüydü. Rotayı bulun, kış sezonunda bile 25-30 km yürürsünüz, ancak belirsizlik, sürekli bir arayış, otobüs yolculuğu, acaba doğru yolda mıyım? düşüncesi, sizi gerçekten yoruyor. Üç km yürüyerek sahile varıyorsunuz ve aynı yolu hiçbir şey keşfetmeden geri yürüyorsunuz, bunlar yıpratabiliyor sizi.

İÇ HUZUR

Doğru yolu bulmanın huzuru, karşımızda bembeyaz ışığıyla yükselen ay ve kimseciklerin olmadığı bir koyda ayaklarımızı uzatabilmenin mutluluğuyla, sağlam bir uykuyu haketmiştik fakat ertesi günün planı yapılmalıydı. 24 kmlik bir Karaöz-Gelidonya Feneri-Adrasan yürüyüşü gözüküyordu programda. Karaöz’e 4 km civarı kalmıştı onuda eklersek, etti 28. Malum gündüzler kısalıyor. Kitaptaki uyarı, canımızı sıkmıştı. Kitabın giriş kısmındaki uyarıda Kate Clow, kış sezonu, Gelidonya Fenerinde kamp atmaya hazırlıklı olun, aniden hava kararabilir, yazıyordu. Hedefimiz Çıralı’ydı ve eğer ertesi gün Adrasan’a varamazsak, Çıralı’ya uğrayamıyorduk, zamanımız yoktu. Ertesi gün, sabah 6 da uyanmayı kararlaştırarak, kendimizden emin, motive bir şekilde uykuya daldık. Fotoğraf çadırın içinden çekildi 🙂

About the author

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir