LİKYA YOLUNDA 1 HAFTA 5.GÜN – DEMRE – ANDRİAKE – MYRA – ST.NİCHOLAS

Güzel Ve Derin Bir Uykudan Sonra

Sahildeki kampımız çok keyifliydi çünkü önceki gün ıslanmış ve üşümüştük. Çadırı bir kum tepesinin ardına kurduğumuz için, bütün gün denizden esen rüzgarı hissetmedik ve rahatça uyuduk. Sabah 8 gibi uyandık. İlk hedefimiz Andriake’yi gezmekti. Sahile paralel olarak yürüdük ve bir köprüden geçtik. İlerde Andriake camping var. Birçok yürüyüşçü tarafından tercih edilmekte. Asfalt bir yola çıkıp, deniz arkamızda, bir göl kenarına geldik. Sol tarafımızda, liman kalıntıları, sağ tarafımızda göl olacak şekilde yürüdük. Daha sonra Andriake’yi gezmek istediğimiz için sağa dönerek, ören yerine vardık. Burayı özellikle ziyaret etmek istedim çünkü Roma döneminden kalma bir granariumun yani tahıl ambarının müzeye çevrilmiş olduğunu duymuştum. Hemde Likya uygarlıkları müzesine.

Andriake Ören Yeri

Ören yerinin girişinde sizi karşılayan bir müze görevlisi var ve isteğiniz takdirde, size Likya’ya dair genel bilgiler içeren bir sunum videosu izletiyor. İzlemenizi tavsiye ederim. İlgiyi sevdik açıkcası. Çantalarımızı bıraktık, sularımızı doldurduk ve gezmeye başladık. Aslında Andriake bir antik kent değil. Myra’nın limanı. Liman da agora, kilise, sinagog, granarium gibi kalıntılar mevcut. Agora yani pazar yerinin altında sarnıç var, aşağıya inip, sarnıcı görebilirsiniz.

Limanın yanında bulunan göl, şuan bir kuş cenneti. İlerlediğiniz zaman, restore edilmiş ve Likya medeniyetleri müzesine dönüştürülmüş tahıl ambarını göreceksiniz. Ben içerisini çok beğendim. Bölüm bölüm önemli Likya kentlerini sıralamışlar. Bir turist rehberi olarak eğitim gezisinde bu müzeye uğramamanın üzüntüsünü yaşayarak, doya doya müzeyi gezdim.

Ardından Demre’ye doğru yola koyulduk. Ana yola çıkarak, Demre merkeze kadar keyifsiz keyifsiz yürüdük. Dört gündür dağda çok mutluyduk. Sadece doğa olarak değil, tarih olarak da açıkcası tatmin olmuştuk. Demre de bulunan Myra antik kenti ve St.Nicholas kilisesini daha önce gezmiştim ancak yol arkadaşım Serkan buralarda bulunmamıştı. Bütün eşyalarımız çamurdu ve kokmaya başlamıştık. O gün Myra’yı ve Nicholas kilisesini gezip, otelde kalmaya karar verdik. Winecity Boutique otele yerleştik. Eşyaları bırakıp, önce Myra’ya yürüdük. Tepede bulunan Likya kaya mezarları ve günümüze kadar ayakta kalmış tiyatrosuyla, gerçekten görülmeyi hakediyor.

Bir detay, ören yerinin çıkışından, sağ dönüp, 200 metre yürürseniz, müstakil bir evin bahçesinde küçük ve çok tatlı bir bazilika görürsünüz. Kaçırmanızı istemem. Myra’yı gezdikten sonra yolumuzu St.Nicholas kilisesine çevirdik. Çantalarımızın olmayışı, bizi kuş gibi hissediyordu açıkcası. Ekipmanlarımız, yarı profesyonel olduğu için, hafif değillerdi.

St.Nicholas Kilisesi

St.Nicholas namıdiğer Noel Baba, Patara’da doğmuş ve Myra’da yaşayıp, piskoposluk yapmış. Kendisi çocukları çok severmiş ve açları doyurur, fakirlere yardım edermiş. Aslında St.Nicholas tonton değil ve Nicholas kırmızı-beyaz kıyafetlerle tasvir edilmemiştir. Coca-cola yılbaşı kampanyalarından sonra bu hale bürünmüştür 🙂 Kilisenin hemen girişinde St.Nicholas’ın heykelini görürsünüz zaten. İçeride birkaç lahit bulunur. St.Nicholas öldükten sonra bu kiliseye gömülmüştür ve rivayete göre iskeleti, İtalyan tüccarlar tarafından Bari’ye götürülmüştür ancak günümüzde kilisenin altında bir mezar odası bulunmuş ve mezarın burda olabileceği de düşünülmektedir. Gelişmeler yakında gösterecektir.

Yorucu Günün Ardından Rahat Bir Gece

Kiliseden çıkıp, üçer tane lahmacun yedikten sonra, otele geçtik. Bütün kıyafetlerimizi yıkadık, ekipmanlarımızı temizledik ve sıcak bir duştan sonra, rahat yataklarımıza uzandık. Sözde ertesi günün planını yapacaktık, ancak uyku ağır bastı ve uyuyakaldık.

6.Gün yazısı Myra – Finike – Mavikent – Karaöz kasabası yakında.

About the author

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir