LONDRA’YA DAİR – Enes ÖZDEMİR

LONDRA

Sizlere birkaç yıl önce fırsat bularak gerçekleştirdiğim Londra gezimden bahsetmek istiyorum. Öncelikle vize başvurusu ve onaylanma sürecinin zor ve uzun olması İngiltere gezisi yapmak isteyen arkadaşlar için biraz korkutucu gelebilir ama sabrın sonu selamettir ve tabi iyi ki sabretmişim diyeceğinizden hiç şüpheniz olmasın. Öncelikle İngilizler tarihi objelerin mental olarak değerini çok fazla benimsemiş ve önemsemiş bir millet. Basit bir örnek vereyim. Antalya’daki saat kulesi, Londra daki Big Ben’den daha eski ama değer olarak durum ortada…

ULAŞIM AĞI

Dikkatimi çeken başlıca şeylerden biri ulaşım…Toplu taşıma ağı geniş fakat çok maliyetli ona rağmen Devlet Başkanı’yla ya da çok ünlü bir film yıldızıyla metro veya o meşhur kırmızı otobüslerde karşılaşmanız mümkün.

Halkın büyük çoğunluğu toplu taşıma araçlarını yoğun şekilde kullanmakta. Hatta biraz abartmak gerekirse şehrin merkezi bölgelerinde özel araç görme olasılığınız yok denecek kadar az. Avrupa’nın en eski ve en kapsamlı metro hatlarından birine sahip Londra… Şehrin en ücra bölgesine bile metro vasıtası ile kolayca ulaşım sağlayabiliyorsunuz…

İMKANLAR

Şehir insanlara birçok fırsatı sunuyor… Sosyal aktivitelere soluksuz devam edebiliyorsunuz. Tiyatro, müzik, sinema, spor alanlarında çok fazla seçeneğiniz var. Mesela Novello Theatre’ da dünyanın en iyi müzikali olan Mamma Mia’yı mutlaka izleyin. Trafalgar Meydanı’ndaki tiyatro salonlarından istifade etmemek imkansız! O kadar dikkat çekici tanıtımlar yapılıyor ki hiç sanatla alakası olmayanlarımız bile dikkat kesilir… Müze merakı olanlar British Museum, Madame Tussaud ve National Gallery’i mutlaka görmelisiniz. Mesela dünyanın en büyük çaplı tenis organizasyonun yapıldığı Wimbledon Kasabası da Londra’da… Londra’nın 80 mil kuzeyinde geniş golf sahalarına sahip bu yerleşim alanı rüyalarda görülebilecek cinsten! Bu arada Londra’da yaşanabilecek en güzel yerlerden birisi kesinlikle Wimbledon.

Dünya futbolunun önde gelen kulüplerinden birkaçına da ev sahipliği yapıyor Londra. Televizyonlarda sadece çekirdek çitlerken gördüğümüz taraftarların stadın dışındaki holiganlıkları bize hiç yabancı değil! Aranızda West Ham United taraftarının belgeseli niteliğindeki Yeşil Sokak Holiganları filmini izleyenler beni rahatlıkla anlayacaktır. Chelsea’nin kutu gibi stadı Stamford Bridge’in ruhunun Arsenal’e Arapların yaptırdığı Emirates stadından kat kat geleneksel olması şaşırttı beni…

Tabi büyük Arap sermayeleri birçok dünya kentinde olduğu gibi Londra’da da kendini hissettiriyor. Şehir ekonomik olarak çok büyük sermayelere sahip… Dünyanın büyük bankaları, büyük Arap sermayeleri ve turizm döngüsü şehrin ekonomik yönünü fazlasıyla sağlamlaştırıyor. Thames Nehri’nin kenarındaki devasa gökdelenlerin tamamının Araplara ait olması şehrin tarihi dokusunu aslında kendi halkının bozmadığını gösteriyor. Şaşırtıcı gelebilir ama İngilizler en son yapıyı 1800’lerde inşa etmiş! Regent Street’teki Apple Store’a girdiğimde bunun bir asparagas olduğunu düşünmeye başlamıştım ki temel yapılardan bahsettiklerini kavramam, uzun sürmedi, çünkü iç yapılar tamamen modern fakat dış çehre oldukça tarihi dokulara sahip… Greenwich mesela … Londra’nın kuzeyinde eşsiz doğal güzelliklere sahip başlangıç meridyeninin üzerinden geçtiği kasaba… Emekli hayatı yaşamaya fazlasıyla elverişli… Sessiz, huzurlu ve salaş… Doğal güzellik deyince aklım birden Hyde Park’a gitti şehrin göbeğinde oksijen deposu… Girdiğiniz an aldığınız nefesin kalitesi değişiyor ve bunu çok net hissediyorsunuz… Belki orda bulunduğunuz herhangi bir an parkta ortalama 80 farklı milletten insan olduğu varsayımı
yapılıyor…

GÜNEŞ BATMAYAN İMPARATORLUK

Şehir zaten dünyanın dört bir yanından, çeşitli turistlere sahipliği yapıyor… Nepal veya Trinidad&Tobacco’lu biriyle Hyde Park’ta tanışma olasılığınız çok düşük değil mesela… Şehrin en elit bölgesi ise kesinlikle Hyde Park’ın güneyinde bulunan Knightsbridge… Süper lüks araçlar, büyük kumarhaneler ve üst
düzey markaların mağazaları görülmeye değer…

Hatta fırsat bulursanız caddenin ortasındaki Harrots’ın efsanevi çikolatalarından mutlaka tadın… Şehrin simgesel varlıklarından London Eye saatte attığı bir turla ağır aksak dönerken turistlerin ilgi odağı olmayı hak ediyor. Diğer yanda savaşta kraliçeyi saklayarak sembol olmuş Tower Bridge’in muhteşem görüntüsü… Westminster Bridge şehrin tüm trafik yükünü çeken bir katır misali bezgin. Dini yönden gelenek ve göreneklere çok bağlı bir millet İngilizler… Kiliseye gitmek için her hafta yaptıkları hazırlıkları maalesef biz yılda iki kez bayramlarda yapamıyoruz. Fulham Broadway’de sokak arasında gördüğüm bir mezarlığı gezerken anladım aslında gerçekten saygıyı hak eden bir millet olduklarını…Adı üzerinde Great Britain (Muhteşem Krallık) güneş batmayan imparatorluk tüm ihtişamıyla 6000 km uzaklıkta… Gidip gezip de hayran kalmamak elde değil…

Enes ÖZDEMİR

About the author

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir